22

Haz'18

Türklerin Almanya ‘da ki Yaşamı nasıldır? Almanya ‘da Yaşam nasıl?

0 Yorum Yok | yunuskaytan

Bu yazımızda hiç Almanya geçmişi olmayan arkadaşlarımız, Almanya ‘da yaşayan Türkler ve Almanya ‘da yaşam hakkında detaylı bir bilgiye sahip olacaktır. 

Almanya ‘da iş bulabilir miyim? Almanya ‘da yaşayabilir miyim? Almanya ‘nın para birimi nedir? Almanya ‘nın para birimi ile Türk Lirası arasında ki fark ve değerler nelerdir? Almanya ‘da yemek, eğlence, kültür, örf ve adetler nelerdir?

Bu sefer sizlere, tarihten gelen köklü ilişkilerimizin olduğu, dış ticaretimizin, turizmimizin önemli bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz Almanya ’yı ve Almanları ve burada yaşayan Türk vatandaşlarını anlatmak istiyorum. Ben de bu ülkede çocukluğumun bir bölümünü geçirdim. Son 9 yıldır da aralıksız burada yaşıyorum. Önce genel olarak aklıma gelenleri yazayım, alt satırlarda ana baslıklar halinde ülkeyi tanıtmaya devam edeceğim. En altta da çeşitli resimlere bakabilirsiniz. Yazı biraz uzun ama sabırla sonuna kadar okursanız, Almanya ile ilgili çok şey öğreneceksiniz.

almanya-da-sosyal-hayat-is-bulma-konulari

Almanya ‘da nasıl iş bulurum?

Almanya, 357 bin km² lika yüzölçümüyle, Türkiye’nin yarısından biraz daha küçük, 82 milyon nüfuslu (bunların 7-8 milyonu yabancılar) gelişmiş bir ülke. 1,9 trilyon $ lika GSMH ‘ siya da dünyanın en zengin ülkelerinden.(Türkiye’nin GSMH si 2003 rakamlarıyla 230 milyar $ civarında). 16 Eyaletten oluşuyor, her eyaletin kendi parlamentosu, kendine has kanunları, tatil günleri falan var.

 

Bu ülkeyi tanıtmadan önce burada yasayan Türklerin araba merakından bahsetmek istiyorum. 40 yılı askın süredir burada yasayan 2,2 milyon civarındaki Türk vatandaşımızın anlattıkları sayesinde Almanya’yı iyi taneciğimizi zannederiz ama öyle midir acaba? Birçoğumuz, Almanya’ya gidişte iki yıl sonra altında BMW veya Mercedes’i ile izne gelen Almancıyı! Görüp gıpta ederiz ama bu paranın nasıl kazabildiğini (daha doğrusu kazanılıp kazanılmadığını) bilmeyiz.

 

Maalesef diye başlayacağım cümleye, bizim insanimizin ölçüsüz araba merakı, Türkiye‘de yanlış bir Almanya imajı oluşmasına katkı sağladı.(Özellikle ilk gidenler sayesinde). Bunun sirerini merak edenlere söyleyeyim. Tabiimi Almanya‘daki refah düzeyi yüksek ama giderler de çok yüksek, bizim insanimiz – özellikle de uçakla değil de arabasıyla izine gidecekse- genelde bütçesini asarak, pahalı arabalar alıyor, bunun vergisinin, sigortasının, ya kitinin yüksek olduğunu düşünmüyor, bu arada tabii arabayı da pesin parayla almıyor. Ödemede zorluk çekeceğini düşünmeden, tüketici kredileriyle alıyor. Kredi almak yanlış değil tabii ama başka öncelikli ihtiyaçları erteleyip yüksek paralara otomobil alınca beklenmedik başka bazı problemler çıkabiliyor.

 

Bu konuda bir animi anlatayım: Üç sene önce Türkiye‘den  is için Almanya‘ya gelen hali vakti yerinde fabrikatör arkadaşım, otoyolda eve giderken“ dikkat ediyorum, o kadar Mercedes var, hiç Manda/Balina kasa ( Mercedes’in en lüks serisi olan 8-12 silindirli, S sinici Mercedes ) görmedim.´´ dedi. Almanya‘ya gelince yollarda onlardan dolu olduğunu zannetmiş. Ben de kendisine Alman halkının daha ekonomik Mercedes modelleri olan A, C ve E sınıfını tercih ettiğini, 8 veya 12 silindirli 3000-4000 cc motor hacimli pahalı modellerin daha çok bizim gibi düşük gelirli, büyük araba meraklısı ülkelere sat ildiğini  (mesela Rusya, Arap ülkeleri.) söyledim. Hemen bir şey daha aklıma geldi. Bir tanıdığımın tanıdığı da S tipi Mercedes’ini ( 8 veya 12 silindirli, en büyük model) dokuz ay kapalı tutup, sadece Türkiye’ye gideceği yaz aylarında açtırıyormuş. Zavallı karisi da temizlik islerinde çalışıp ev ekonomisine katkıda bulunuyormuş. “ne var yani, temizlik isi yapan, Mercedes kullanamaz mi?´´ demeyim. İsterse kullanır tabiimi ama Almanya’da da olsa, temizlik isiyle kazandığı para, o Mercedes‘in genel giderlerini karşılamaya yetmez ve masrafları kısmak için 9 ay kapalı tutup vergi sigortadan tasarruf etmeye çalışır.

Örnekler bitmek bilmiyor, bir de yakın bir akrabamın bu yaz(2003) başına geleni anlatayım. Kendisi bilgisayar mühendisi, fena kazanmıyor ama masraflar yüksek olduğundan bir de bazı günler taksi şoförlüğü yapıyor. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye‘de bir mühendisin ek is olarak takside çeliştiğini? Neyse, konuya dönelim, kendisi, artık hurdaya cimmiş 15 yaşındaki eski arabasını satıp, bu yaz izin öncesi yeni bir Opel Zafer aldı. Yeni fiyatı 19.000 Euro falan. Bu arabayı hiç peşinatsız aylık 250 puroluk taksitlerle geri ödüyor. İzinde arabasını gören birçok kişinin aklına kim bilir neler gelmiştir! Hatta bir esnaf dayanamayıp açıkça söyle demiş:“ Ben emekliyim ( 40 yaşında emekli !) ve ancak bir Sahin’im var, sen daha kaç yaşındasın ( akrabam 37 yaşında ve emekliliğine kadar daha 28 sene çalışacak.) bak nasıl arabayla geziyorsun. ´Tabii kendisi o kişiye isin iç yüzünü anlatmış.

 

Almanya tanıtımına otomobillerle giriş yaptım ama sunu da belirtmeliyim. Bu ülkede 40.000 in üzerinde de Türk işadamı var. Bunların bir kısminin geliri her türlü arabayı almaya müsait. Yukarıda verdiğim örnekler, genel çoğunluk için geçerli değil.

 

Sosyal Hayat:

Almanlar, az çocuk yapan, çok köpek besleyen, ortalama 80 yaşına kadar yasayan, genellikle 18 yaşına girdiklerinde ailelerinden ayrılıp, ayrı ev tutan ve arkadaşıyla yasamaya başlayan ve problem çıkınca tekrar aile ocağına dönen!, lügatlerinde hatır, gönül gibi kelimeler olmayan, en çok dank ve bitte ve teşhis (teşekkür ederim-bir şey değil-hoşçalar) kelimelerini kullanan, hayır kurumlarına oldukça fazla bağış yapan, iki kadeh içmeden kahkaha atıp eğlenemeyen, genellikle dürüst, her şeyini sigortalamış, genellikle her gün yıkanan, çok kuralcı bir millet!  “Beraber yasamaya evet, ama evliliğe hayır´´, bu davranış bicimi çok yaygın, evlenenelerdi de boşanma oranı çok yaygın.  Evli ve çalışan çiftlerde eslerin banka hesaplarının ayrı ayrı olması seyrek rastlanan bir durum değil. Masrafları bölüşüyorlar ama sonuçta hesap-kitap ayrı. Bu da neden kaynaklanıyor? Çünkü su anda iyi anlaşsalar bile bir ömür boyu ayni yastıkta kocayabileceklerine inançları yok ve yakutta evlenseler bile kişiye ait özgürlüklerini! Kaybetmek istemiyorlar.

 

Genç nesil, pek öyle eski kuşağın sahip olduğu karakteristik özelliklere sahip değil, daha sorumsuz. Almanlar oldukça materyalist, arkadaşlar kendi aralarında 10 Cenk’in bile hesabını yapıyor. İlginç olan birse de; buradaki yabancıların, Almanların huylarını alacağına, yabancılarla arkadaşlık eden Almanlar onların huylarını kapıp, güney Akdenizli mantalitesine uyum sağlıyor.

 

O kadar senedir burada yasiyorum, biraz da üzülerek söyleyeyim, hic Alman arkadasim yok. Hatayi biraz da kendimde ariyorum ama, hakikatten cok farkli düsünen insanlariz. Buradaki yasayan Türklerin de önemli bir kısminin bir Alman arkadaşı yok. Ama burada yetişip te hem Türk, hem Alman birçok arkadaşı olan insanlarımız da yok değil. Bunların sayısı 2,2 milyonluk bir Türk nüfusuyla kıyaslandığında epey az. Aslında bir vesileyle tanışıp ta iyi arkadaşlık kurabilirseniz, çok iyi insanlar olduğunu görüyorsunuz, sadece düşünce tarzlarımız farklı. Zaten iki insanine iyi anlaşması için her konuda ayni düşünüyor olması da Sart değil.

 

Komşuluk ilişkileri çok zayıf, komsusuyla gelim gidim yapmak adetten değil. Onun yerine Guten Morgen (Günaydın), Halo (Merhaba), Sonesi Wochenende (Iyi haftasonlari)…gibi laflarla gecistiriliyor. Ilginctir, bir Almanla biraz daha uzun muhabbet edebilmek icin, konunun mutlaka tatil’den, turizm’den acilmasi gerekiyor. Hangi ülkeye gitmis, hangi otel güzelmis..bu gibi seyleri konusmaya bayiliyorlar, hatta tatil resimlerini getirip göstermeye de bayilirlar. Hic tatil yapmamak, yaygin bir davranis bicimi degil, daha tatilden döner dönmez bir dahaki tatil icin planlar yapiliyor. Bu arada önemli bir hatirlatma yapayim; bu yazdiklarim daha cok sehirlerde yasayan kesimleri anlatiyor. Kirsal kesimde insan iliskileri daha sicak. Aslinda bizde de sanayilesmis, calisan nüfusun oldugu yerlerde insan iliskileri cok farkli degil. Almanlarin icindeki bu yabanci ülkelere gitme (özellikle de güneydeki sicak ülkelere) merakini cok iyi anliyorum. Yilin 11 ayinda burada monoton bir hayat sürülüyor. Bos zamanlarda yapacak cok sey olmasina ragmen, burada olmayan, daha dogrusu az olan birsey var. Günes ve deniz!(kuzey denizini saymiyorum, orada cok güzel kumsallar var ama havasi soguk ve rüzgarli oldugundan tatmin etmiyor onlari) bu iki unsurun olmamasi Almanlarin sürekli günes pesinde kosmalarina sebep oluyor. Bir de tabii buranin düzenli, stresli atmosferinden kacis ta var isin icinde.

 

Avukatlik bürosunda calisan bir arkadas anlatmisti; Önüne gelen bir sikayet dosyasi söyleymis: Bir apartmana yeni tasinan bir kisi/aile komsularinin posta kutusuna bir mesaj atmis. Aile, bu mesajda kendini tanitip, komsulariyla tanismak istedigini, bu amacla belli bir günde kendilerinde toplanilip bir tanisma faslinin gerceklestirilmesini rica etmis. Komsulardan biri bu mesaji “taciz´´ olarak yorumlayip, onlari mahkemeye vermis. Iyi degil mi? Benzer durumlari ben de yasiyorum, üc ailelik binada oturuyorum, komsumu bazen haftalarca görmüyorum, görünce de merdivende veya kapi önünde cöp atarken görüyorum, toplam konusma süremiz en fazla iki dakikayi gecemiyor.

 

Aparmanlarda durum böyle de bahceli evlerin bulundugu semtlerde farkli mi? Orada da birbiriyle cesitli nedenlerle kavgali –mahkemelik birsürü insan var, hatta gecenlerde bu konuda bir haber program vardi. Sebepler genelde cocuk, köpek, agac-yesillik, park yeri,izgara dumani..vs oluyor. Bu son sebep ilginc. Milli sporumuz mangalda et kizartmaktan dolayi Almanya’da da Türklerin basi belaya giriyor. Yine duydugum kadariyla Alman komsusu Türk’ü mahkemeye vermis; sebep; Türk komsu bahcede cok sik mangal yapiyor ve gelen kalabalik misafirlerin gürültüsü Alman komsuyu rahatsiz ediyormus. Mahkeme, Türk komsunun bahcede yilda 5 kez mangal yakabilecegine karar vermis. Bu komsuyu simdi ille de “Türk düsmani´´ diye mi niteleyecegiz? Kesinlikle hayir. Burada bir kültür farkliligi söz konusu. Almanlar bos zamanlarinda okumayi, dinlenmeyi seven insanlar, pek öyle evlerine misafir falan davet etmezler, hele hele kalabalik misafir hic davet etmezler,  ederlerse de iki hafta önceden bellidir randevu saati ve genelde aksamüstü, caya pastaya davet ederler. Hele yasli kusagin aksamüstü mutlaka kahve+pasta saati vardir. Gelen misafire genelde pastaneden alinmis pasta ikram ederler. Özellikle pazar günleri ve genellikle yaslilarin oturdugu evlerden nefis pasta kokulari gelir. Alman kadinlari kalkip bir gün önceden börek, cörek, kisir yapmakla ugrasmaz. Biz ise tam tersiyiz.

 

Pazar günü pek sokaga cikmazlar, caddelerde in-cin top atar, öylesine bostur ki sokaklar insanin adim atasi gelmez. Yine de sehir merkezine gidip Fussgängerzone’de (Sehrin carsisinin oldugu, trafikten arindirilmis bölge) yürümeye  karar verirseniz, orada göreceginiz sey, genellikle yabanci genclerin volta atisidir. Bazilari cekirdek te yer ve kabugunu yere tükürür, iste o zaman Türkiye’yi hayal eder az da olsa anilarimi canlandiririm. 2002 Eylül ayinda esimle uzun bir aradan sonra (yaklasik 4 sene) Istanbul’a gittik. Ilk aksamimizda Istiklal caddesinde yürürken, daha dogrusu kalabaliktan dolayi yürümeye calisirken tuhaf hislere kapildik, sanki senelerdir hapis yatmis bir insanin ilk kez cezaevinden disari ciktiginda yasadigi his gibiydi. Sanki prangalardan kurtulup, özgürlügümüze kavusmustuk, o gün ve gecesi kilometrelerce yürüdük, telefon kulübesinin önünde beklemek, simit almak, bir lokantaya girip yemek yemek gibi basit seylerden bile büyük keyif aldik.

 

Almanlar gida alisverislerini genelde kücük miktarlarda ve günlük yaparlar. Özellikle yaslilar buna cok dikkat eder, cünkü bir cogu icin kasiyerle, yolda karsilastigi bir tanidigiyla iki dakika sohbet etmenin tek yolu budur. Üzücü bir durum aslinda. Bu durum zenginligin bedeli  herhalde. Resmi dairelerde, doktor..v.b.yerlerde hersey randevu ile olur, öyle cat kapi “ben geldim´´, pek yaygin degil. Almanlar cok kuralci bir millet, bu özelliklerini büyük oranda takdir etmeme ve sevmeme ragmen bazen asiri kuralciliklari ile kendi hayatlarini kisitliyorlar. Yine bir örnekle anlatayim; mesela burada herkes her cumartesi kapisinin önünü, kaldirimini süpürür, ben ise bu cumartesi kuralina pek uymam, neden cumartesimi harcayacak misim? Eger vaktim varsa hafta ici süpürüyorum ve yoldan gecen özellikle de yasli insanlarin bakislarini üzerimde hissediyorum. Sanki “suna bak, bugün persembe, bu adam ne yapiyor böyle..´´ dediklerini duyar gibi oluyorum. Yine baska bir örnek vereyim; Oturdugumuz üc ailelik binanin bahcesinde biraz yesillik te var, yazin hergün sulandigindan oldukca yüksek su parasi ödüyoruz. Bir artezyen kuyusu acalim dedik, ( öyle ahim sahim 70-80 cm capinda kuyu degil, sadece 10 cm lik bir delik ve kücük, sessiz bir su motoru takacaktik) Ögrendik ki, bunu acmak icin izin gerekiyor ve de bahcenizde en az 65 m² yesil alan olmasi gerekiyor. Bizde de 55 m² varmis. Yapamadik. Burada öyle memurla“ ..idare et iste hemserim, nedir yani 10 m².. ´´ falan gibi muhabbetler de yapamiyorsunuz. Yani Allahin suyunu yer altindan cikartmanin bile bir sürü kurali var. Bu kurallar da eyaletten eyalete farklilik gösteriyor. Kurallara uyabilirseniz ne mutlu size, Almanya’da cok güzel, düzenli, problemsiz yasarsiniz, ama uyamiyorsaniz, komsuyla, is arkadaslarinizla, resmi makamlarla basiniz hep belaya girer, Almanya size cehennem olur. Benim bu konuda pek bir sorunum yok. Genel olarak Türkiye’deki kural tanimazliktan, vurdum duymazlik ve plansizliktan sikayetci oldugum icin, burada pek zorluk cekmiyorum.

 

Kesinlikle üzerine deginilmesi gereken bir konu da Almanlarin, herseylerini sigorta yaptirmalari. Öyle sigortalar varki, lazim mi degil mi demeden, pazarlaniyor, ve de insanlar aliyor bunlari. Mesela bunlardan en yaygini ve gereklileri sunlar;

  • Haftpflicht Versicherung (Temel sorumluluk sigortasi) : Diyelim, cocugunuz veya siz yanlislikla birinin bir esyasina zarar verdiniz, veya kapinizin önünde birikmis kari süpürmediniz,tuz atmadiniz, buzlu kaldirimda biri tam sizin kapinin önünde kayip düstü ve sakat kaldi, veya yolda yürürken, kirmizi isikta yürüyüp karsiya gectiniz, sizin yüzünüzden kaza oldu..bu durumlarda bu sigorta masraflari ödüyor. (Birsürü baska detaylari da var tabii ki).
  • Hausrat Versicherung (Esya sigortasi): Ev esyalariniza bir zarar geldiginde (yangin, hirsizlik..), bisikletiniz calindiginda, cam kirildiginda devreye giriyor.
  • Rechtschutz Versicherung (Mahkeme/ Avukat masraflari sigortasi): Avukata, Mahkeme’ye para ödememeniz icin yapilan sigorta. Almanlarin cogunda olan bir sigorta cesidi oldugundan, en kücük anlasmazlikta hemen avukata gitme huyu cok yaygin.

Buna benzer daha bircok sigorta daha Almanya’da cok yaygin.

 

Hafta Sonlari/Bos Zaman Faaliyetleri:

 

Burada en yaygin hafta sonu faaliyeti, cumartesi günleri alis-veris yapmak, aksamüstü olunca da bir yerde yemek yemek, pazar günülerini de evde gecirmek.

 

Almanya’da derneklesme cok yaygin durumda, özellikle de kücük yerlerde yasayip ta bir dernege üye olmayan yok gibi. Akla hayale gelmeyen dernekler var. Kümes hayvani besleme derneginden, demir yollarini sevenler dernegine kadar cok yönlü bir derneklesme mevcut. Müsiki cemiyetleri de oldukca yaygin. Her köyde mutlaka bir iki dernek var. Buralar insanlarin hem bulusma yeri ( bir nevi kahvehane) hem de bu faaliyetlerini düzenledikleri, provalarini yaptiklari yerler.

 

Almanya’nin en güzel taraflarindan biri, cok güzel ve büyük parklara sahip olmasi.(Kücük semt parklarindan bahsetmiyorum.) Bu parklar da kücük hayvanat bahcesinden tutun da, göllere, cocuk bahcesine, ücretsiz spor sahalarindan, kücük restoranlara kadar hersey var. Park-bahce olayini bizim vatandaslarimiz da cok seviyor. Genis cimenlik alanlara serilip, kalabalik gruplar halinde (5-15 kisi) evden getirdikleri pogaca-böreklerini yeyip, cay iciyorlar. Buralarda hem icinde Alman hem Türklerin bulundugu gruplara rastlamak neredeyse imkansiz. Genelde mutaasip, kapali ailelerin olusturdugu gruplarin yaninda, mini etegiyle, hatta bikinisiyle cimlere serpilmis güneslenen Alman bayanlar ilginc tezatlar olusturuyor. Genelde bu iki topluluk birbirinin kültürünü tanimak icin herhangi bir caba göstermiyor.

 

Bir de her sehrin yakininda mutlaka bir ormanlik alan mevcut. Burada insanlar kosuyor, bisiklete biniyor, genis bir alanda yasayan, geyik, koyun, bizon, domuz gibi hayvanlari besliyor, yürüyüs yapiyor. Yani saglikli güzel bir is yapmis oluyorlar. Ayrica her semtin, her kücük kasabanin da acik ve kapali olmak üzere havuzlari mevcut, istisnasiz her yerde var. Ayrica yapay olusturulmus, etrafi yesillik göllerde de yaz aylari boyunca güzel vakit gecirmek mümkün. Ayrica her sehirde mutlaka yilda bir iki kez lunapark kurulur, Almanlar oralari da cok sever.

 

Her yerde spor salonu, spor sahalari mevcut. Büyük parklardakilerde gidip, takim kurup piril piril cim sahada futbol oynayabiliyorsunuz. Semt sahalarinda ise, amatör de olsa bir grupla birlikte belirlenmis saatte (mesela her hafta sali, cuma iki saat gibi önceden belirlenmis gün ve saatlerde) ücretsiz spor yapabiliyorsunuz.

 

Bir de evinde bahcesi olmayanlar icin cok ilginc, Türkiye’de hic olmayan bir uygulama var. Sehirlerin kenar semtlerinde, genis bahcelikler olusturulmus, buralar genellikle bir dernek  catisi altinda toplanmis, 50-100 metrekare büyüklügünde parsellenmis ve kiraya veriliyor. Kiralar yillik ve cok cüzi rakamlar. Burayi aldiginiz da üzerine cok kücük olmak üzere tek odali bir bahce evi ( beton veya agactan) yapabiliyorsunuz. Kalan kismini ise degerlendirmek mecburiyetindesiniz. Ister, domates, biber ekin, ister agac dikin, isterse de sadece ciceklendirin, cim ekin. Önemli olan topragin bakimsiz kalmamasi. Calisanlar, özellikle hafta sonlarini, emekliler ise günlerinin büyük bölümünü burada bahce bakimiyla geciriyor, günesleniyor, mangal yapiyor, öglen uykusu yapiyor…harika bir sey.

 

Almanya’da Politika:

Ne yalan söyleyeyim, Türkiye’de yetistigim icin (1995 ten beri Almanya’da yasiyorum) Alman politikasi bana yavan geliyor. Emeklilik yasinin bir yasayla 39 lardan 65‘e yükseltilmesi gibi seyleri yasadigimizdan, burada brüt maastan alinan emeklilik kesintisinin %19 dan, %19,2 ye cikarilsin mi, cikarilmasin mi, cikarilirsa nasil cikarilsin gibi aylarca süren tartismalari bana pek ilginc gelmiyor.

 

Almanya’da 1998 den beri SPD (Sosyal demokratlar) ve Die Grünen/Bündnis 90 (Yesiller) koalisyonu var. 2002 deki secimleri de kazandilar ama bu Türklerin sayesinde oldu sayilir. Alman vatandasligina gecen Türklerin cogunlugu SPD ye oy verince eski koalisyon kil payi farkla da olsa dört yil daha görevde kaldi.

 

Her ne kadar burada da nispeten adam kayirmacilik ve kücük capli yolsuzluklar olsa da, Türkiye’yle kiyas bile olmayacak kadar kücük caplidir. Burada siyasetciler normal bir hayat sürer, halk ta politikaci gördügünde uzayli gelmis gibi muamele yapmaz, arkasindan alkislamaz, araba konvoyu yapip, dana veya deve kurban etmez. Basbakanin arkasinda 30-40 kisi aylak aylak dolasmaz, karsilama-ugurlama tantanasi yoktur. Herkesin isi-gücü vardir. Basbakanin arkasindan yürümekle is yapmis sayilmazsiniz.

 

Daha iki sene öncesine kadar gelecegi parlak politikaci olarak görülen Yesiller’den Cem Özdemir’in basina gelenleri anlatayim size: Iki sene önce ortaya cikan iki yanlis hareket Cem Özdemir’in milletvekilliginden istifasina sebep oldu. Sebep suydu: Siyasilerle arasi iyi olan bir danismanlik sirketinin Cem Özdemir’e ve baska bazi politikacilara piyasa sartlarinin 4-5 puan altinda (yanilmiyorsam %5 faizle) tüketici kredisi verdigi ortaya cikti. Rüsvet falan degil sadece kücük rakamli ( 100.000 Mark civarinda bir rakam) bir kredi. Ne var bunda demeyin, bu olay söyle yorumlandi.“ Bir politikacinin, normal vatandasin alamadigi sartlardan kredi alabilmesi normal degildir.!!! dolayisiyla Cem Özdemir affedilmez bir hata yapmistir ve sonucuna katlanmalidir.Ayrica bu ucuz krediyi veren sirketin mutlaka bir menfaati olmustur veya olacaktir.´´

 

Cem Özdemir tam bununla ugrasiyordu ki baska bir skandal (Almanya standartlarinda bir skandal tabiiki !!) daha patlak verdi. Lufthansa‘yla görev icabi yapilan ucuslardan kazanilan bedava mil hakkini bircok politikacinin özel ucuslarinda kullandigi ortaya cikti ve yine Cem Özdemir adi gecti. Bu olay Cem Özdemir’i -en azindan gecici bir süre- aktif politikanin disina atti. Aslinda bonus mil leri bütün politikacilar özel ucuslarinda kullaniyorlar.

 

Calisma Hayati/ Sosyal Haklar :

Almanya’da siyasileri en cok ugrastiran konu Issizlik. 4,3 milyon ( Ocak 2004) kisinin issiz olusu, hem büyük bir maaliyet (issizlik parasi/yardimi ödemelerinden dolayi), hem de sosyal bir yara olusturuyor. Diger yandan da 1,5 milyon is yerine calisacak eleman bulunamiyor. Bu da biraz tuhaf. Issizler arasinda kacak calisma orani oldukca yüksek, bircok kisi 1-2 yil boyunca son aldigi net maasinin %60-70 ini issizlik parasi olarak alip, bir yandan da baska islerde calisiyor ve daha cok gelir elde ediliyor. Bazi politikacilar, kacak calismanin tam önlenebilmesi halinde fazladan 5-6 milyon kisiye is imkani dogacagini iddia ediyorlar. Rakam o kadar yüksek olur mu bilmiyorum ama , kacak calismanin-özellikle de insaat sektöründe- oldukca yüksek boyutlarda oldugu kesin.

 

Almanya capinda issizlik orani %10,4 civarindayken, Türklerin calisan nüfusu icinde bu oran %20 yi geciyor.

Meslek edinme konusunda da Türk gencleri arasinda isteksizlerin orani diger yabancilara veya Almanlara göre daha yüksek. Türk genclerinin önemli bir bölümü kimlik bunalimi icinde, bircogu meslek egitimine baslasa da cesitli nedenlerle yarida birakiyor. Is ve okul hayatinda baska, aksamlari ailelerinin yaninda cok baska ortamlarda yasiyorlar, bir degerler karmasasi yasiyorlar ve buna uyum saglayamiyorlar.

 

Emeklilik yasi 65 olmakla birlikte, günümüzde, genclere is alani acmak icin, calisanlar 60-62 yaslarinda cesitli sosyal planlar dahilinde emekli ediliyor.

Ancak Almanya’yi cok büyük bir sorun bekliyor. Nüfus yasli, su anda bile yaslilarin orani cok yüksek, yeni cocuk dogmuyor (Türkleri kasdetmiyorum, bizlerin masallahi var, ama Alman cocugu dogmuyor!!) Bu sartlarda 20 yil sonra falan, calisacak insan bulunamayacagini, emeklilerin maaslarini alamayacaklari konusuluyor. Bu korku hakli olmakla birlikte, özel emeklilik sigortalari ve devlet el birligiyle yeni sosyal planlar, sigorta policeleri hazirlandi ve bu sigorta -zaten Euro’ya gecildiginden beri fiyat artislarindan dolayi alim gücü en az %20 düsmüs olan – halka pazarlaniyor. Ben sahsen pek birsey getirecegine inanmayanlardanim.

 

Biraz agir kacacak belki ama Almanlarin kücük bir kismi da; bakimi daha ucuz, derdi daha az diye, cocuk yapmak yerine kedi-köpek besliyor. Cocuk olursa tatile gidemeyecegini, veya yapacagi tatilin kendine daha pahaliya patlayacagini düsünenler yok degil.

 

Issiz kalindiginda, eger en az bir yil prim ödediyseniz, issizlik parasi hakkiniz var; Bu rakam ( bu isin uzmani degilim, tam dogru olmayabilir.) calismis oldugunuz süreye göre,bir yil boyunca son alinan net maasin % 60 ila 70 ini olusturuyor. Daha sonraki bir iki yilda ise  issizlik parasi, issizlik yardimina dönüsüyor ve biraz azaliyor, bu arada tabii Is ve isci bulma kurumu size birkac is teklif ediyor, gidip görüsme yapmak zorundasiniz. Bu konuda da issiz kisi eger isi istemiyorsa, yan cizme olanaklari cok. Issiz kisi verilen adrese gidiyor, ama is görüsmesinde kendini öyle bir aptal halde gösteriyorki, isveren de “bu bana yaramaz´´ deyip ise almiyor. Sonra yine yeni teklif gelene kadar durum idare ediliyor, ya evde ense yapiliyor, ya da kacak olarak bir iste calisilip, normalden daha fazla kazanc elde ediliyor.

 

Eger 2-3 sene icinde ise giremediyseniz, issizlik parasi/yardimi bitiyor, sosyal yardim almaya basliyorsunuz. Bu kurum, sizin asgari ihtiyacinizi hesaplayip, size aylik para ödüyor. Yanliz bu duruma düsen kisi, altindaki Mercedes arabayi satmak zorunda kaliyor.:-) Saka bir yana, o durumda üzerinize araba actiramiyorsunuz, buna benzer baska kisitlamalar da var. Cesitli haber programlarinda cikiyor bazen; iki cocuklu bir ailenin sosyal yardim aldiginda eline gecen para ile, aile babasinin calismis oldugu durumda ele gecen para arasinda cok cüzi bir fark var, bu durumda da cogu kisi  bu durumu gurur meselesi yapmayip sosyal yardim almaya devam ediyor.

 

Ancak yukarida anlattiklarim devletin de mali olanaklarini asmaya basladigindan, artik  uzun süre is bulamayanlar cesitli kurslara yollanip         (bunlar birkac ay sürebiliyor) bir seyler ögrenmeleri saglaniyor, veya en azindan bu kisileri mesgul ederek – eger kacak calisiyorlarsa – bunun önüne gecilmek isteniyor. Almanya’da bir de cocuk parasi veriliyor. Birinci ve ikinci cocukta aylik cocuk basi 154.-€, ücüncü cocuktan itibaren biraz daha fazla. Bu miktar, cocuk 18 yasina gelene kadar, ama eger okula gidiyorsa 26 yasina kadar ödeniyor.

 

Saglik Sistemi:

Alman saglik sistemi de örnek sistem. Zorunlu hastalik kasalarina brüt maasinizdan aylik % 6-7 arasi bir prim kesiliyor, bir o kadar da isveren yatiriyor. Geliri yüksek olanlar, isterse özel saglik kasalarina da üye olabiliyor.

 

Calissin calismasin herkes sigortali, istediginiz zaman doktora gidiyorsunuz (Önce aile hekimine gidildiginden, hastanelerde hicbir yigilma yok, hatta hastanelere yolunuz bile düsmüyor). Hastaneye gittiginizde de doktor elinize özel muayenehanesinin kartvizitini tutturmuyor, cünkü gerek yok. Özel muayenehanelerde de sigorta kartiniz ile muayene oluyorsunuz. Hastalik kasalarinin belirledigi tarifeden doktorlara muayene ettigi hasta basina/ uygulanan tedaviye göre para ödeniyor. Bu sistem Türkiye’de neden gerceklesmiyor anlamiyorum. Doktorun hastayi özele cagirmasi hem ahlaki acidan, hem maddi acidan..hangi acidan bakarsaniz bakin uygun degil.

 

Eczaneden aldiginiz ilacin da bir tarifesi var, katki payi son yillarda cok artti. Bir ilac alirsaniz genelde 4.- € ödüyorsunuz, iki üc ilacta bu miktar 10-11.- € ya kadar cikabiliyor. Sosyal yardim alanlar birsey ödemiyor.

 

Yanliz 1 ocak 2004 itibariyla burada da bir geriye dönüs basladi. Hastalik kasalarinin zararlari büyüyünce yeni reformlar yapildi ve artik, her doktora giden (cocuklar haric) 10.-€ ödeyecek, makbuzu yaninda bulunduracak sonra üc ay ödemeyecek, ikinci üc ayda yine doktora gidince yine 10.-€ ödeyecek. …Yani olanaklar sinirlandi. Hele hele dis tedavisinde cok olumsuz degisiklikler oldu. Yeni dis, köprü..vs gibi pahali isler 2006 dan itibaren tamamen kapsam disi kaliyor. Onun icin de ek yeni bir sigorta yapmak gerekecek.

 

Aslinda düsününce hükumet te haksiz degil, insanlar bedava diye doktordan cikmaz oldu, özellikle insanlarin 80-85 yasina kadar yasadigini düsünürseniz, bunun getirdigi saglik masrafi inanilmaz boyutlara ulasmisti. Buna dur denmis oldu.

 

Ücretler / Giderler :

Burada hep brüt maaslar konusulur. En az kazanan kesimin aldigi brüt ücret 1200-1500 € kadar. Memurlar 2200-3500 €, Isciler 1800-3500 € kadar kazaniyor.(verdigim rakamlar yaklasik rakamlardir). Bu rakamdan yaklasik % 7 hastalik kasasina, % 10 kadar emeklilik kasasina, % 6 kadar issizlik ödenegi..kesiliyor. Daha birkac kücük kesinti de eklenince maasin % 25’i gidiyor bile. Bu miktarin aynisi isverenden de kesiliyor. Bir de tabii gelir vergisi kesintisi var. Sonucta toplam brüt maastan kazanc durumuza ve vergi sinifiniza  göre en az %25, en cok % 40-45 kadar kesiliyor.

 

Bir de aylik kazanci etkileyen vergi kademeleri var. Evliyseniz ve esiniz calismiyorsa 3.sinif vergi(en az vergi kesintisi), iki es de calsiyorsa biri 3. digeri 5.kademe (5.kademede cok yüksek gelir vergisi ödeniyor), eger bekar iseniz 1.kademe (bu sinifta da yüksek kesinti oluyor). Yani anlayacaginiz, Alman devleti kazanclari öyle bir düzenlemis ki, iki kisi calisip cok kazanan ile ailede tek kisi calisan arasindaki gelir farki az, öyle büyük ucurumlar yok. Zaten ortadiregin cok güclü olmasi bu ülkenin kalkinmasinin temel taslarindan biri. Maaslarda da öyle dev gibi ucurumlar yok. Hatirliyorum, meslege ilk basladigim yillarda resepsiyonist maasim 900.000 TL iken, resepsiyon sefi 2.500.000 aliyordu. Önbüro müdürü 3.000.000 TL den fazla kazaniyordu. Burada bu tip kademeler arasindaki maas farkari cok cok daha az.

 

Almanya’da eger kendi is yeriniz var ise gelir-gider defteri tutuyorsunuz ama, maliye sizi takip edip fis kesip kesmediginize bakmiyor. Özelliklede gastronomi de, perakende satis ta falan vergiden kacirabilirsiniz belki, ama parayi kullanmaniz zor. Eger isinizde zarar gösterip te pesin parayla ev, araba falan aldiysaniz maliye yakaniza yapisiyor. “Nereden buldun?´´ diyor. Hersey bilgisayar ortaminda, tek bir vergi numarasi var, bir tusa basmayla maliye her para hareketinizi takip ediyor. Bankadan zaman zaman aldiginiz hesap durumunu gösteren dekontlari belli süre saklamaniz zorunlu, bir inceleme halinde oradaki para hareketleri de takip ediliyor.

 

Sendika olan is yerlerinden haftalik calisma saati genelde 37,5, diger yerlerde 40 saat. Yillik izin genelde 25-32 is günü, yani 42 gün kadar.    (1 hafta=5 is günü sayiliyor) Eskiden fazla mesailer ödenirdi, artik genelde ödenmiyor, onun yerine izin kullanabiliyorsunuz.

Bir de Mayis’ta Tatil Parasi, Kasim Sonunda da Noel Parasi ödemeleri var. Bu miktarlarla genelde toplam 1-1,5 maas daha ilave gelir elde ediliyor. Ama bu zorunlu bir ödeme degil, istemezse isveren vermeyebilir.

 

Calisan, hasta olursa iki gün evinde kalabiliyor, üc gün ve daha fazla hasta olup ise gelemezse, doktor raporu getirmesi gerekiyor. Bu sürede maasta herhangi bir kesinti olmuyor. Bu konuda  Almanya cok rahat. Kimse hasta olana laf söyleyemiyor, hasta olup ise gelmemek cok normal karsilaniyor (fazla abartmamak kaydiyla).

 

Almanya’da en büyük gider kalemini kiralar olusturuyor. Üc odali 80 m² bir apartman dairesinin yan giderler dahil kirasi aylik ortalama 600.-€ civarinda. Münih, Frankfurt gibi sehirlerin merkezinde bu paraya ancak iki odali kücük apartman daireleri bulabilirsiniz. Kücük köylerde ise tabii kiralar nispeten daha ucuz. Ancak Türkler ve diger yabancilar genelde sehirlerin merkezlerinde oturuyorlar. Buralardaki disi eski, ici tamir görmüs binalarda 400-450 € ya da kiralik ev bulmak mümkün. Almanlar ise, durumlari elverdigi sürece mümkün oldugunca sehir disina yeni kurulmus modern semtlerde oturmaya caba gösteriyorlar.

 

Diger yüksek gider kalemi de otomobil sigortasi, vergisi ve benzini. Taramvay veya otobüsle gezseniz de daha ucuza gelmiyor. Bir bilet yerine göre 1,50.-€ dan basliyor. Yine gida harcamalari önemli bir gider ama Almanya’da bu konuda bircok firsatlar var. Migros gibi süpermarketlerin yaninda, daha ucuz ama yine de kaliteli (markasiz) mallarin satildigi market zincirleri de var. Bunlardan en önemlisi ALDI, LIDL, PENNY ve PLUS. Bölgesel faaliyet gösterenler de var. Buralar hakikatten cok ucuz. Sarküteri ürünleri, süt, yumurta..vb seyler TL ye cevrildiginde Almanya’da daha ucuz (sübvansiyonlardan dolayi). Son 15 senedir de neredeyse her kösede bir Türk marketi var, bunlarda, sebze meyve de ucuz, ayrica Türkiye’de ne varsa bu dükkanlarda da var. Düsünün cay bardagina, raki bardagina, cali süpürgesine kadar hersey mevcut buralarda. Mesela Dana kiyma su siralar 3,99.-€ yaklasik 7 milyon TL yapiyor ki Türkiyede kiyma 10 milyon civarinda. Sucuk, salam gibi ürünler de Türkiye’ye göre daha ucuz.

 

Yanliz 2002 yili basinda Euro’ya gecisle birlikte fiyatlarda anormal bir artis oldu, herkesin ortak kanisi en az % 20 lik artis oldugu yönünde. ancak ne hikmetse yil sonu enflasyonu yine de % 2 nin altinda cikti, cikti ama bu sefer buna kimse inanmadi.

 

Egitim (Genel):

Burada cok önemli bir hatirlatma yapmak istiyorum. Türkiye’de 8 yillik kesintisiz egitime gecilmeden önce, bazi siyasi parti yöneticileri (Mesela Recai Kutan, Erbakan…) 8 yillik kesintisiz egitimin, en geri kalmis ülkelerde uygulandigini..vs.. söylediler, o anda ben televizyonu kiracaktim neredeyse. Halkin gözünün icine baka baka yalan söylediler. Yalan diyorum, cünkü o seviyede bir politikacinin, TV lerde bir iddiada bulunmadan önce yanlis bilgilendirilmis olabilecegine ihtimal vermiyorum. Almanya’da da zorunlu egitim en az  9 yil. Ilk 4 yil Grundschule (Ilkokul), ama 5. siniftan itibaren, ögrenciler not durumuna göre üc degisik okula gidebiliyor. Ancak bu okullara ayrilan ögrenciler orada meslek egitimi falan görmüyor.( Iste bizim siyasiler bunu, sanki 5.siniftan itibaren meslek egitimine baslaniyormus gibi anlattilar).

 

En vasat ögrenciler Hauptschule’ye(Toplam 9 yil), notlari daha iyi olanlar Realschule’ye( Toplam 10 yil), en basarili olanlar da Gymnasium’a(Toplam 13 yil) gidebiliyor. Gymnasium’u bitirenler, not durumuna göre Üniversitelere giriyorlar. ÖSS,ÖYS benzeri sinavlar yok, bitirme notunuza göre basvurunuzu yapiyorsunuz ve gelecek cevabi bekliyorsunuz. Realschule’yi bitirenler, ticaretle, büro meslekleriyle ilgili egitim görebiliyorlar. Hauptschule’yi bitirenler ise daha cok, beden gücüne dayali meslekleri, sanayii mesleklerini..vb ögreniyorlar. Tabii bu okulu bitirip, sonradan farki kapatmak icin, Realschule hatta Gymnasium’a devam etme imkani da hep var.

 

Alman Mutfagi  :

Alman mutfagi mi, ne mutfagi, öyle birsey mi var? Ne yaziyorum ben? Saka bir yana, Alman mutfaginin! en taninmis yiyeceklerini söyle siralayabiliriz; Pizza, Spagetti Bolognese, Döner, Pommes Frittes (kizarmis patates), Asya Mutfagi, Hamburger…yani anlayacaginiz, günümüz Almani her cesit yabanci kökenli yiyecegi yiyor. Zaten kendi mutfaklari cok zengin degil. Yemekleri genelde et ve etin yaninda cesitli sebze garnitürlerinden (patates, lahana, kuskonmaz, havuc..) olusuyor. Bir de cok cesitli sosisleri cok meshur. Öyle dolmaymis, karni yarikmis, kadin budu köfteymis, börekmis, yok öyle seyler. Zaten Almanya’da sehirlerde söyle bir dikkat edin, Restoranlar hep Italyan, Türk, Yunan, Tayland, Cin..vs dir. Gercek Alman yemeklerinin sunuldugu restoran bulmak icin cok aramaniz gerekir.

 

Almanlarin bana en tuhaf gelen iki huyu söyle; birincisi, ayaküstü atistirirken, bazen kocaman bir köfteyi, sosisi, ekmeksiz sadece hardalla veya ketcapla yemeleri, ikincisi de yemekte illa mendillerini cikarip burunlarini temizlemeleri.

 

Kahvaltilari, daha cok kahve, siyah ekmek, yag, recel, bal gibi seylerden olusuyor. Beyaz peynir ve zeytini ancak salata da bazen yiyorlar. Öglen yemeklerinde genelde sicak yemeyi seviyorlar, bunun yerine aksamlari hafif gecistiriyorlar. Ya kahvalti tipi ya da salata gibi hafif yemekleri tercih ediyorlar. Gecen gün süpermarkette kari koca yanimda konusuyor. Kadin kocasina dediki; ”aksama ne yemek yapsam, söyle güzel bir salata yapayim mi?, ne dersin?..”  Ben, lafin devami gelecek diye bekledim ama gelmedi, yani aksam yemegi sadece salatadan olusacakti!! Dayanamayip az daha lafa girecek ve ” öyle salatayla doymazsiniz, yanina bir fasulye pilav da yapsaniz ya! ” diyecektim.

 

Yanliz Alman mutfaginda özel övgüyü hak eden bir alan var ki o da Pastaneler (Bäckerei & Konditorei). O kadar degisik cesit ve lezzette kücük tatli hamur isleri var ki, yemeye doymuyorum. Bir de pastalari cok nefis, özellikle de meyveli pastalari nefis, bir de peynir pastasi. Almanlar cok tatli, cok tuzlu seyleri sevmiyor. Mesela bizdeki baklava tipi tatlilari sevmiyorlar. Daha cok kremali, meyveli, pudingli kek tipi az tatli seyleri yiyorlar. Olmazsa olmazlarin basinda filtrelenmis kahve geliyor. Evde, isyerinde sabah ilk yapilan is kahve demlemek. Icmesini pek sevmememe ragmen, sabahlari ortaliga yayilan kahve kokusuna bayiliyorum.

 

Trafik / Ehliyet :

Almanya icin trafikte örnek ülke diyebiliriz. Burada, neredeyse herkes emniyet kemerini takar, cocuklar arka koltukta ve cocuk koltugunda oturur, serit ihlali yapilmaz, hiz sinirina genelde uyulur ama az birsey gecilir. Sehir iclerinde cok radar vardir. Yollarda cizgi mutlaka olur. Levha sistemi örnektir. Her aracin yüksek rakamli bir trafik sigortasi mevcuttur, aksi düsünülemez bile. Kirmizida kesin durulur, gözlerinizi kapayip yaya gecidinden gecseniz bile, bir arabanin size carpma ihtimali düsüktür. Son on yilda sehir ici yollarin neredeyse her yerine, bisiklet yolu yapildi. Seridin saginda yaklasik 1 metre genisliginde kirmizi asvalt dökülmüs bölüm sadece bisiklet sürücülerine ait. Onlarda öyle bir gidiyorki, otomobil sürücüsü olarak dikkat etmezseniz, basiniz belaya giriyor. Mubarekler, “nasilsa yol hakki benim´´ diyerek, karsidaki, veya yanindaki aracin kendisini görüp görmedigini önemsemeden, yolunda gidiyor. Sanki öldükten sonra, hakli olmasi birseyi degistirecek.

 

Bunca düzene ragmen burada da trafigin birbirine girdigi anlar oluyor. Ne zaman mi? Bir Türk takimi, veya milli takim önemli bir maci kazandigi zaman. Iste o anda kornalar, arabalarin üzerinde tur atmalar, saatlerce(genellikle geceleri sessizligin hakim oldugu saatlerde!) süren konvoylar  Almanlarin cogunu sinir etse ve Türklerden daha da sogutsa da bir kismi da ” bak ne güzel eglenebiliyorlar ” deyip anlayisla karsiliyor. Zaten polisler de artik alisti, eger maci Türk takimi kazanacak gibiyse, hemen sehrin bazi bölgelerinde trafigin akisi degistiriliyor. Ayni konvoylar dügünlerden önce de oluyor. Artik Almanlar da yabancilarin bazi geleneklerini aldi, bazen Alman dügünlerinden önce de ciliz da olsa tek tük konvoylar, korna sesleri duyulabiliyor.

Almanya trafiginde en tehlikeli gördügüm konu, otobanlarda sol seritten saatte 200 kilometre hizla giden sürücülerdir. Diger tüm Avrupa ülkelerinde genelde 130 km hiz limiti olmasina ragmen, Almanya da bu limit (otobanin bazi bölgeleri haric) yoktur. Bunu nedeni de neredeyse tüm süratli otomobillerin Almanya’da üretilmesidir, tahiminimce bu konuda otomobil endüstrisinin baskisi var.

 

Sol seritte 140-150 km hizla  otobanda bir kamyonu sollarken bile arkadan gelen bu terbiyesiz sürücü bozuntusu ve otomobilinin beygir gücünü kendi gücüymüs sanan geri zekalilar, sellektör yaparak sizi tehlikeye sokar. Gectigimiz aylarda otobanda bu sekilde meydana gelen kazada, telesa kapilan genc sürücü bayan ve arka koltuktaki iki yasindaki kizi, agaca carparak can verdiler. Arkadan hizla gelen otomobilin de Mercedes’in test sürücülerinden biri oldugu iddiasi ortaligi karistirdi (Bu iddia henüz arastiriliyor).

 

Almanya’da ehliyet almak çok zordur, önce teori derslerine katilacaksiniz, sonra sürüs dersleri ve en son bir saatlik bir imtihan. Bu imtihan öyle bir imtihan ki yasamayan bilemez, burada anlatilamaz. Türkiye’den ehliyetiniz varsa Almanya’da bir yil kullanabiliyorsunuz, daha sonra tüm bu imtihanlaria girmeniz gerekiyor. Ben ilk önce bunu gurur meselesi yapmis“ neden Türk ehliyeti kabul edilmiyor?´´ diye söylenmistim. Sinavlara girince neden kabul edilmedigini anladim. Ilk girdigim imtihanda, arka koltukta oturan sinav görevlisi “ aferin, güzel, direksiyon hakimiyetin çok iyi..´´ gibi övgüler dizerken icimden “ tamam bu is, yirttik..´´diye düsünürken son anda sehir icine girdigimizi hatirlatan sari levhayi görmeyip, hizimi tam 50 km ye indirmeyip, 65 km hizla gittim diye ehliyeti vermemisti. Bu benim birkacyüz Mark masrafa girmeme ve büyük stres yasamama neden olmustu. Iki hafta sonra tekrarladigimda bu defa gecmistim.  Bu bir saatlik imtihanda sehir icinde, disinda, otobanda, park ederken, en ufak bir hata bile yapmamaniz gerekiyor. Hele hele levha görmezseniz aninda otomobili sag kenara cektiriyorlar ve sinav bitiyor.!

 

Ben Türkiye‘de ehliyet aldigimda, yazili sinavda bir ara imtihan görevlisi disari cikmis, bizim kurs hocasi da tüm sorularin dogru cevabini sinifta okumustu ki, teorik egitim boyunca kursa bir defa bile ugramayan sosyetik ev hanimlarimiz ve bazi kazmalar sinavi gecebilsin diye.Yine de öyle kazmalar vardi ki, notlar aciklaninca 55,65 puan alan bir sürü insan oldu.Yine pratik sinav üc dakika sürmüs, hiç arac gecmeyen yolda yaklasik 500 metre gittikten sonra saga durunca sinavi 89 ! puan alarak gecmistim. ( Bu kadar amatörce yapilan bir sinavda nasıl bir puanlamayla 89 puana geldim, hangi kriterler bunda rol oynadi çok merak ediyorum.) ayrica sinav görevlisi olarak yanima Lisedeki tarih ögretmenim binince de çok sasirmistim. Umarim artik daha düzgün ve ciddi  bir sinav sistemi vardir.

 

Aslinda Türkiye’de genel olarak kagit üzerinde sistem fena değil, sorun uygulamada, insanimizin, kiyak gecme, detaylara önem vermeme, yaptigi bir hatanin nelere mal olabilecegini düsünmeme gibi davranış yanlisliklarinda.

 

Almanya’daki Türk Toplumu:

1960 larin basinda başlayan göc hareketi bugüne dek sürdü ve su anda Almanya’da 2,2 milyon kadar Türk yasiyor. Bunların 500.000 kadari Alman Vatandasligina gecmis durumda.

 

Son 15 senedir Türkiye‘de turizmin gerlismesiyle birlikte Almanlar Türkiye’yi daha iyi tanidi.

Hep söyledikleri bir söz var:“ Türkiye‘deki Türkler, buradaki (Almanya’daki) Türklerden cok farkli (olumlu anlamda)´´ Buradaki Türkler maalesef diyecegim Türkiye‘nin imajina  cok olumlu katkida bulunamadilar. Nasil bulunsunlar ki, bircogu hic okul okumadan, bir sehir görmeden, bir anda bir sanayi toplumunun icine düstüler. Üc-bes sene sonra-para biriktirip- geri dönmeyi planladiklarindan Almanca da ögrenmediler  (Alman hükumeti de bu konuda “nasilsa dönecekler´´ diye hic caba göstermedi). Sonraki yillarda durumun öyle olmadigi anlasildi, esler ve cocuklarda Almanya‘ya geldi, dil sorunu cocuklarin okula gitmeye baslamasiyla daha da büyüdü. Bu nedenle ikinci kuşak ta aslinda pek iyi egitim alamadi, iyi meslekler edinemedi. Almanların Türklere bakis acisi farkli farkli olmakla birlikte, genellikle, Türklerin buraya pek uyum saglamadiklarindan, kendi icinde yasadiklarindan falan yakiniyorlar. Ama kendileri de tanismak, konusmak için hicbir sey yapmiyorlar. Hatta isminizi söylediginizde ilk reaksiyon“ ooo.., çok zor, aklimda tutamam´´ oluyor. Halbuki isterlerse, iki üc yabanci dili ögrenip, binlerce kelimeyi ögrenebiliyorlar, is Türklerin ismine geldiginde, nedense hafizalari almiyor. Bu bence Türkce’nin dünya dilleri arasinda, önem verilen bir dil olmamasindan kaynaklanıyor. Türkiye’ye gelen yabanci futbolcu ve antrönörler, yillarca ülkemizde kalip türkceyi ögrenmiyorlar, Italya’da oynayanlar ise, bir yilda su gibi konusmaya basliyor, hatta gitmeden kursa gidiyorlar.

 

Almanya’da yasayan Türkler icinde cok basarili bir kesim de yok degil, onbinlerde Türk genci üniversitelerde okuyor, ciddi Alman firmalarinin iyi pozisyonlarinda calisip, iyi kazananlarin sayisi sürekli artiyor.

 

1980 lerin ikinci yarisindan sonra ve de özellikle iki Almanya’nin birlesmesinden sonra Almanya’ya 3-5 milyon insan daha geldi (cocunlugu Rusyada yasayan Alman kökenliler), esas zor dönem de zaten o andan itibaren basladi. Isini kaybeden, is bulamayan Türklerin sayisi artti. Bunlarin icinden bir kismi , birikimlerini iyi degerlendirip bir is kurdu ve su anda iyi kazaniyor. Genellikle dönerci, seyahat acentasi, terzi, berber, hali döseme, tur operatörlügü, sigortacilik, market..vb isler Türklerin gözde meslekleri haline geldi. Maalesef bircogu sadece Türklere hitap edip, daha da büyüyemiyor, bunlarin icinde büyük düsünüp isini gelistirenler de var.

 

Özellikle birinci kusak artik yaslandi, saglik sorunlari var, Almancayi iyi konusamadigi icin hala, cocugunu veya dili iyi bilen birinin yardimina ihtiyaci oluyor. Kendini istedigi gibi ifade edememek bu insanlari bunalima itiyor. Türkiye’ye dönmekle, istemeden burada kalmak arasinda iyice bunaliyorlar. Bunun sonucu olarak da buradaki Türk toplumu kendini dine verdi. 1970‘lerde diz üstü etekler giyen iyi giyimli bayanlarla, fotör sapkali beyler artik, hacca gitti, sakal birakti, kapandi (kimisi, basörtüsü, kimisi carsaf) -bir kismi-karsi cinsin elini sikmaz oldu. Bu kesim ayrica cemaat olarak da bin parcaya bölündü. Kaplan‘cisindan, Nurcu‘suna, Süleymanci‘sindan, Milli Görüse, herkesin camiisi ayri, bayram günleri konusunda bile anlasamaz oldu Türk toplumu. Uc görüslere prim verir oldu. Tabii bu kesimin cocuklarinin da hafta sonlari günlük veya yatili kurslarda ayni dogrultuda egitim aldigini söylememe gerek yok sanirim. Sahsen bu durum beni tedirgin ediyor; bu cocuklarin hepsi burada yasamini devam ettirecek ama Almancalari zayif, okulda vasat ve dolayisiyla mesleki gelecegi pek parlak görünmeyen bir genclik yetisiyor.

 

Bir diger genclik kesimi de sagda solda gezen, kiz ayarlamaya calisan, yine Almanca bilgisi ve okul durumu pek parlak olmayan, arada bir disco önlerinde -iceri alinmadiklari icin kavga cikartan- aksam eve geldiginde anne-babasiyla catisan, söz dinlemeyen bir kesim. Son olarak ta Almanca’yi iyi ögrenmis, sosyal faaliyetlere katilan, ülkeye uyum saglamis ama Türk kültüründen de vazgecmeyen, okulda basarili, üniversite egitimini hedefleyen kesimin varligindan da bahsedelim.

 

Almanya’da önemli bir konu da kar payi vaad eden sirketlere kaptirilan paralar. Gectigimiz yillarda, Kombassan, Jet-pa ve benzeri bir sürü sirket cikti ve camilerde milletin dini duygulariyla oynayarak milyarlarca mark para topladi, karsiliginda hukuken birsey ifade etmeyen senetler verdi. Maalesef diyecegim yine, bu paralarin toplanmasina bazi sözde! din adamlari, camii hocalari da,“faiz haramdir, kar payi degil..´´diyerek araci oldu (..ve söylentilere göre komisyonunu cebe atti.) Su anda bu paralari kaptiranlar üzerine bir bardak soguk su icmekteler. Bu sirketlerin ne durumda oldugu da zaten basinda yer aliyor. Gercekten üzücü bir durum. Kirk yildir Avrupada yasayan, normalde buranin tüm iyi yönlerini kapmis, benimsemis olmasi gereken toplumun icine düstügü duruma bakin.

 

Buradaki evliliklerde Eslerden birinin genellikle Türkiye’den gelmesi cok yaygin. Özellikle kirsal kesimden gelmis anne-babalar izin mevsiminde memleketlerinden bir gelin / damat bulup dügün yapip cocuklarini evlendiriyorlar. Bazi durumlarda ya cocugun yasi kücük, tecrübesiz oluyor ya da istemese bile zorlamayla evlilik gerceklesiyor, dolayisiyla bu evliliklerin bir kisminin sonu hüsranla bitiyor, ya da mutsuz bir hayat sürülüyor. Memleketten damat/ gelin getirmenin sebeplerini sorarsaniz sebep genellikle su oluyor; ” Buradaki (Almanyadaki) gencler sorumsuz, serseri” veya ” burada dogru düzgün evlenilecek kiz yok” . Ebeveynleri bu düsünceye sevkeden  gercekler mevcut tabii ama, hic tanismayan, hatta evlenmek bile istemeyen insanlari sirf ”adam olsunlar”, ”yuva kurup evine baglansinlar” diye evlendirmek ne derece dogru, tartisilir.

 

Hic hosuma gitmeyen birsey daha var burada. Özellikle gida alaninda cok miktarda sirket kuruldu burada, bunlardan et-sucuk-donmus hazir köfte,kebap ..v.s. gibi alanlarda faaliyet gösten sirketlerin marka isimlerine baktiginizda, hep dini kelimeler görürsünüz, hepsinin üzerinde de Helal ( yani o etin islami usullere göre kesilmis oldugunu ifade eder) yazar. Bu konuda cok ileri seviyede bir din sömürüsü vardir. Helal yazar, cünkü halkimiz, yedigi etin mutlaka helal kesilmis olmasini ister. Halbuki bu etler genellikle Almanya’nin veya Hollanda’nin dev mezbahalarinda hazirlanir ve %99’u helal kesim mesim degildir. Ama halkimiz inanir iste..Yine unutamadigim bir animi anlatayim; Buradaki dindar kesimin, özellikle de Milli Görüs taraftarlarinin özellikle sevdigi bir sucuk-salam markasi var, Türk marketlerine gittiklerinde mutlaka bu markayi sorarlar. Bundan iki üc sene önce bizzat gözlerimle gördügüm olay söyle gelisti. Bir markete gelen 11-12 yaslarinda türbanli bir Türk kizi, saticiya ”S…. marka sucuk var mi?” diye sordu, satici da ”S…m yok ama E…..k marka var” dedi (E…..k Almanya’daki en iyi ve taninmis sucuk markasi). Kizin yaniti söyle oldu: ”ama o Türk sucugu!, ben müslüman sucugu istiyorum!” Satici sasirdi ve sordu;”sen nereden ögrendin böyle seyleri?”, kiz da cevap verdi; Sen bilmiyor olabilirsin ama burada oturanlar (o semtte oturan Milli Görüs’cü, Kaplan’ci… gibi kesimleri kastediyor) böyle düsünüyor” deyip sucuk almadan dükkandan cikti. Satici da ben de dona kaldik. Böyle birseyi baskasi anlatsa inanmazdim ama bizzat sahit oldum, hala da unutamiyorum.

 

Bir de Alman argo edebiyatina bizim sayemizde girmis cok ünlü bir kelime var. Bu kelime ”getürkt” Ne demek oldugunu da hemen aciklayayim. Kelime anlami ”türklestirilmis” demek. Yani isin icinde bir is var düsüncesi oldugunda, hile, ückagit, eksik yapilmis bir is süphesi oldugunda bu kelime kullaniliyor. Bu kelime de herhalde durup dururken ortaya cikmadi, uzun yillar süresince klasiklesmis bazi davranis bicimlerimiz sayesinde Alman diline bir katki saglamis olduk.

 

Biraz olumsuz yazdim belki, olumlu örnekler de yok değil ama bunu degerlendirirken, hep buradaki nüfüsümüzün 2,2 milyon oldugunu dikkate almak zorundayiz. Umarim gurbet ülkesi Almanya’yı ve burada yasayan Türklerin hayatini bir nebze aktarmayi basarmisimdir. Bu seferlik te bu kadar. Bir sonraki yazida görüsmek üzere..

 

 

Üyelerden Gelenler

Mehmet: Almanyada uyum denen kavrami sacma buluyuorum,cünkü burada yabancilara özellikle türkler basta olmak üzere misafir gözüylen bakiliyor,ve bu yabancilar buralarda uzun süre kaldiklari için bazen ömür boyu,beraber yasadigimiz alman toplumu bunu hos karsilamadi ve bizleri disladi,bazi kavramlar türedi mesala uyum kavrami bir tür abartmadir bahanedir ve politikacilar bunu secim malzemesi yaptilar özellikle sol partilerde dahil,bence hayat sartlari dünyanin her yerinde zor ve acimasizdir,almanya disardan bakildiginda harika yani turistler için harikulade ama kalmak için pek o kadar ahim sahim bir hayati yoktur,bana göre bir insanin kendi ülkesinde basarili olma sansi her matamatiksel daha fazladir.burada var olan uyum değil yozlasmis bir kültür ve sahte bir hayat mevcuttur,bunlari göz önünde bulundurursak almanya ya gelen yeni bir insan için destek ve saglam eller yok ise sonunu sizler yani benim güzel halkim bilmelidir

 

Cenk: meraba,insan azimli olduktan sora,diledigi,her asamaya ulasir.Almanca ogrenmekte oyle,yeterki insan istesin,Almanyaya gelince,Türkiyeden çok daha iyi,en azindan insan oldumuz farkina ,burada vardim,tabiki resmi iseniz.Burada bir insan calistiktan sora ulasamayacagi bir kademe yok,istedigi arabaya biner,istedigi gibi, tatilini yapar,yani sosyal olan seyleri hepsini yasar,ben sizlere tavsiye,egerki mumkünatiniz varsa ,cicin gelin,insan degerlerini,burada ogrenin.Ama turkiyede aradigin atmosferi burada bulamazsin,burada sayili arkadasin,tr deki gibi çok olmaz,ne bileyim bir simile bir cayida ararsaniz onuda soyleyim.karar sizin.saglicakla kalin.ALPTEKIN

 

Heinz: ne biliyim valla hepsini okudum şaşırdım biri güzel der biri kötü der biri zor der biri kolay der yaşamak imkanzı der yaşamak isteyene kolay der…….çok kafam karıştıki ama editörlere güveniyorum aslında zor bişe diyil zor olan hiç bişe yoktur isteyen herşeyi yapar ALLAH c.c : İLMİ İSTEYENE ZENGİNLİĞİ İSTEDİĞİME VERİRİM ….yani İLMİ isticez arkadaşlar hiç bi zaman vazgeömicez herşeye dayanıklı olcaz yılmıcaz bizi yıldırmaya çalışanları yıldırıcaz hedefiniz varsa almanya için hedefe ulaşmak için elinizden geleni yapın ve başarıcagınızı görücekiniz… ayrıca bende gidicem sadece sevdiğim kız için ben gel tr de oturalım diyorum o almanyada oturcam diyo anlıcagınız mecbur almanca öğreneceğiz….

 

Rosi Gerlich: Dostlar acı söyler.
evet bacilar kardesler … yukaridaki yazilarin hepsini okuyun ama hepsini lütfen.. orada tecrübe konusuyor.. yasayanlar anlatiyor..
benim eklemek istedigim şudur;
caninizi disinize takin almancayi ögrenin buruya öle gelin .. gerisini ALLAHa siginin.. türkiyede vcdli almanca setleri var almanca kitaplari var mutlaka alin sesli görüntülü ve sizde sözlü tekrar ederek almancayi ögrenin.. mümkünse almanca filmler alin .. ama mutlaka almancayi ögrenin..
selametle bol sanslar

 

 

 

 Google +
Benzer Yazılar
Yorum Yap

İkinci Yabancı Dil - Yorumlar

  Subscribe  
Bildir
Bizi Takip Edin
a a